Göbeğini Kaşıyan Adam Artık Daha Bilinçli
15 Kasım 2009 Pazar
“Göbeğini kaşıyan adam”ı literatürümüze kazandıran maruf yazar, “namına nam katan” yazısında şöyle anlatıyordu o “malum yaratığı.”
(…)
Dünyada neler olup bittiği konusunda, bildiği tek dış politika yorumu “İngiliz yaman olur“ görüşüdür.
Kitap okumaz.
Çok da gerekiyorsa “Bi bakıver kitap ne diyor?” diye sorduğu bir “hoca”sı vardır.
Gazete bilmez.
İlgi duyduğu tek gazete, turşu kavanozlarının altına serdiği geçen senenin gazetesidir.
Liderlerle ilgili en kapsamlı düşüncesi “Müslüman adam“, demokrasi ile ilgili tek fikri ise “Çalsın ama iş yapsın“dır.
Sonra göbeğini kaşır…”
Çok “ses getiren” bu tespitleriyle yazar, AK Parti’yi iktidara taşıyan kitlelerin topuna birden “geviş getiren hamşolar” muamelesi çekmişti.
Düzenli olmasa da bir okuru sayılırım kendilerinin; zaman zaman takip ederim yazılarını.
10 Kasım’dan birgün sonra okuduğum yazısı da, bu kabildendi
Habertürk’teki ilk 10 Kasım yazısının da, daha önceki 10 Kasım yazılarından pek bir farkı yoktu. “Ellerim kırılaydı da AKP’ye oy vermeyeydim” çilekeşlerinin, her zamanki dertleşmeleri yer alıyordu bu yazıda da.
Ancak, “Biz, Atatürk’süz Biz Olamıyoruz” başlığı altında “akıp giden” yazıda çok ilginç bir ayrıntı, daha doğrusu çok ilginç bir cümle ve o cümle içindeki ilginç bir başka cümle daha dikkat çekiciydi.
“(…)
Bu sene 10 Kasım’da Anıtkabir farklıydı. Misal, ilk kez kasketli-yelekli, elleri çatlak çok sayıda köylü gördüm, yanlarında başörtülü kızları-eşleri, tarladan doğrudan doğruya Anıtkabir’e gelmişler gibi.”
Demek ki, göbeğini de kaşısan, turşu kavanozlarının altındaki gazeteleri de okusan, ancak buna karşın her 10 Kasım’da Anıtkabir’e gidersen mesele yok, “iyi insan”sın.
Yok…
Hem AKP’ye oy verdin…
Hadi verdin diyelim; bundan pişman olmuyorsan…
Üstüne üstlük bir de Anıtkabir’e gitmiyorsan…
Sen, üstünde çizgili Sümerbank pijamasıyla, bir eliyle burnunu karıştıran, diğer eliyle de “göbeğini kaşıyan adam”sın.
Fakat yine de kafama takılan bir şey var.
Bir “adam” düşünün… Hem göbeğini kaşıyor, hem AK Parti’ye oy veriyor, hem de Anıtkabir’e gidiyor. Bu “ne biçim” bir vatandaş oluyor acep; Hazret buna ne buyurur?
Bir de…
“Elleri nasırlı köylülerin eş ve kızları” hep mi başörtülü olur, doğrusu çok merak ettim.
***
Başkalarına Şaşıracağına…
Geçtiğimiz günlerde ikinci kez özgürlükle tanışan Kurmay Albay Dursun ÇİÇEK’in oğlu Deniz ÇİÇEK; demokrasi karşıtı eylemlerin önde gelen protestocularından Genç Siviller’in kurucularındanmış.
Bir Hürriyet yazarı bu duruma çok şaşırmış. Şaşırmakla da kalmamış “Evinde bu kadar demokrat olan bir baba, işyerinde cuntacı olur mu; böyle bir çocuğun babası darbeci olur mu?” diyerek, şaşkınlığnı bir soru cümlesiyle de ortaya koymuş.
Çocuktan babaya gitmek doğru bir yol değil bana kalırsa. Tarih, babasının nasihatine uyarak “babası gibi olmayan” nice evlat hikâyesiyle dolu.
Yazar; illa da “Ben bu duruma şaşarım arkadaş!” diyorsa, önce kendine şaşırsın, sonra başkalarına…
Zira, hem babası emekli müftü, hem kendisi bir magazin figürü.
Veyis ATEŞ vates@tvnet.tv.tr
http://www.internethaber.com/gobegini-kasiyan-adam-artik-daha-bilincli-9042y.htm

